Niksar Kalesi: Kaberia’dan Danişmendlilere Uzanan Çok Katmanlı TarihNiksar Kalesi, Tokat’ın Niksar ilçe merkezine hâkim uzun ve yüksek bir tepe üzerinde yer alan, farklı uygarlıklar tarafından yüzyıllar boyunca kullanılan önemli bir savunma ve yerleşim alanıdır. Antik çağda Kaberia adıyla ilişkilendirilen kale; Pontus Krallığı, Roma, Bizans, Danişmendli, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden izler taşır.
Niksar Kalesi: Kaberia’dan Danişmendlilere Uzanan Çok Katmanlı Tarih
Niksar Kalesi, Tokat’ın Niksar ilçe merkezine hâkim uzun ve yüksek bir tepe üzerinde yer alan, farklı uygarlıklar tarafından yüzyıllar boyunca kullanılan önemli bir savunma ve yerleşim alanıdır. Antik çağda Kaberia adıyla ilişkilendirilen kale; Pontus Krallığı, Roma, Bizans, Danişmendli, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden izler taşır.
Kale yalnızca birkaç burç ve surdan oluşan askerî bir yapı değildir. Tarihî kaynaklarda ve arkeolojik araştırmalarda kale içerisinde hamam, mescit, kilise, medrese ve hapishane olarak tanımlanan yapı kalıntılarından söz edilmektedir. Bu çeşitlilik, surların içinde dönem dönem düzenli bir şehir hayatının sürdüğünü göstermektedir. Niksar Belediyesi, kalenin iç, orta ve dış surlardan oluşan çok kademeli bir savunma sistemine sahip olduğunu belirtmektedir.
Günümüzde Niksar Kalesi, tarihî kalıntılarının yanı sıra Niksar Ovası, Kelkit Vadisi ve çevresindeki dağlık alanlara açılan manzarasıyla ilçenin en etkileyici seyir noktalarından biridir. Kale tepesi üzerindeki surlar, teraslar, tarihî yapılar ve ağaçlık alanlar geniş bir arkeolojik yerleşim meydana getirir.
Niksar Kalesi nerede?
Niksar Kalesi, Tokat’ın Niksar ilçesinde, şehir merkezinin üzerinde yükselen tepe boyunca uzanmaktadır. Kalenin yüksek konumu, çevredeki yolların, vadilerin ve yerleşim alanlarının kontrol edilmesine imkân sağlamıştır.
Niksar, tarih boyunca Karadeniz kıyıları ile İç Anadolu arasında bağlantı kuran güzergâhların yakınında yer almıştır. Kelkit Vadisi üzerinden geçen ulaşım yolları, bölgenin askerî ve ticari değerini artırmıştır. Kale de bu geçişleri gözetleyebilecek stratejik bir noktaya kurulmuştur.
Günümüzde kale tepesinden Niksar’ın mahalleleri, kırmızı kiremitli evleri, tarım arazileri, Kelkit Vadisi ve çevredeki dağlar görülebilir. Niksar Belediyesi de kaleden Kelkit Nehri, Niksar Ovası ve Canik Dağları yönündeki geniş manzaranın izlenebildiğini vurgulamaktadır.
Kalenin antik adı: Kaberia
Niksar Kalesi’nin bulunduğu yerleşim, Pontus Krallığı döneminde Kaberia adıyla anılmaktadır. Kültür Portalı ve Niksar Belediyesi, kalenin esas kuruluş evresini Pers kökenli Pontus Krallığı dönemine bağlamaktadır. Roma döneminde eklenen yapılar ve güçlendirilen savunma hatlarıyla kale daha gelişmiş bir görünüme kavuşmuştur.
Kaberia’nın konumu, Pontus Krallığı açısından büyük önem taşıyordu. Verimli ovalara, su kaynaklarına ve ulaşım yollarına yakın olan yerleşim, hem bölgesel savunma hem de yönetim açısından uygun şartlara sahipti.
Ancak Niksar Kalesi’nin bütün surlarının aynı anda ve tek bir hükümdar tarafından yaptırıldığı düşünülmemelidir. Kale, farklı dönemlerde büyütülmüş, yıkılan bölümleri onarılmış ve yeni ihtiyaçlara göre değiştirilmiştir. Günümüzde görülen taş duvarlarda antik çağ, Orta Çağ, Türk dönemleri ve yakın dönem onarımları iç içe bulunabilir.
Roma döneminde Niksar Kalesi
Pontus Krallığı’nın Roma hâkimiyetine girmesinin ardından Kaberia, Roma savunma ve şehir sistemi içerisinde yeniden düzenlenmiştir. Niksar Belediyesi, kalede tipik Roma savunma anlayışını yansıtan iç, orta ve dış sur hatlarının bulunduğunu belirtmektedir.
Bu sistemde dış surlar geniş yerleşim alanını çevrelerken orta surlar ikinci savunma hattını oluşturuyordu. İç kale ise yöneticilerin, askerî birliklerin ve önemli yapıların bulunduğu en korunaklı bölüm niteliğindeydi.
Çok kademeli savunma, saldırganların tek bir suru aşarak kalenin merkezine ulaşmasını engelliyordu. Her hat ayrı bir savunma alanı meydana getiriyor, burçlar aracılığıyla duvar dipleri ve geçiş noktaları gözetlenebiliyordu.
Roma döneminde yerleşimin idarî ve ekonomik açıdan geliştiği düşünülmektedir. Ancak kale içerisinde görülen her yapıyı Roma dönemine bağlamak mümkün değildir. Sonraki yüzyıllarda aynı alanlarda yeni yapılar kurulmuş, eski taşlar farklı yapılarda yeniden kullanılmıştır.
Bizans döneminde kale
Roma İmparatorluğu’nun doğu bölümünde kalan Niksar, Bizans döneminde de önemini korumuştur. Kalenin özellikle 7. ve 9. yüzyıllarda güney yönünden gelen askerî tehditlere karşı güçlendirildiği belirtilmektedir.
Bizans döneminde surların onarılmış, bazı burçların yenilenmiş ve iç kalenin daha güvenli hâle getirilmiş olması mümkündür. Günümüzde kale içerisinde bulunan kilise kalıntısı da bu dönemin dinî yaşamıyla ilişkilendirilmektedir.
Kültür Portalındaki envanter kaydına göre iç kalenin güney yamacında bulunan yapı; konumu, planı, malzemesi ve yapım tekniği nedeniyle Türk döneminden önce inşa edilmiş bir Bizans kilisesi olarak değerlendirilmektedir. Dikdörtgen planlı yapının nefi bir kemerle iki bölüme ayrılmıştır.
Kilisenin sonraki dönemlerde farklı amaçlarla kullanılıp kullanılmadığı kesin olarak bilinmemektedir. Kalelerde eski ibadet yapılarının depo, barınak veya başka işlevlerle yeniden kullanılması sık rastlanan bir uygulamadır.
Danişmendliler ve Niksar’ın başkent dönemi
Niksar Kalesi’nin tarihindeki en önemli dönemlerden biri Danişmendliler devridir. Malazgirt Savaşı sonrasında bölgenin Türk hâkimiyetine girmesiyle Niksar, Danişmendli yönetiminin önemli merkezlerinden ve başkentlerinden biri hâline gelmiştir.
Bu dönemde kale yalnızca askerî savunma alanı olarak kullanılmamış; yönetim, eğitim, ibadet ve günlük yaşamın sürdüğü bir merkez hâline gelmiştir. Kale ve çevresinde bulunan Türk dönemi yapıları, Niksar’ın Anadolu’daki erken Türk şehirleşmesi açısından taşıdığı değeri ortaya koymaktadır.
Niksar’daki en önemli Danişmendli eserlerinden biri Yağıbasan Medresesi’dir. Medrese, Nizameddin Yağıbasan tarafından 1157–1158 yıllarında yaptırılmıştır. Yapının bir bölümü Niksar Kalesi’nin iç kale surlarına yaslanmaktadır. Doğu ve kuzey yönünde iki eyvanı, batı bölümünde ise beşik tonozlu küçük mekânları bulunmaktadır.
Yağıbasan Medresesi’nin kaleyle doğrudan bağlantılı konumu, Danişmendli döneminde savunma alanıyla eğitim yapılarının iç içe geliştiğini göstermektedir. Niksar’ın bu dönemde yalnızca askerî başkent olmadığı, aynı zamanda bilim, eğitim ve kültür merkezi hâline geldiği anlaşılmaktadır.
Selçuklu ve Osmanlı dönemleri
Danişmendli hâkimiyetinin ardından Niksar, Anadolu Selçuklu Devleti’nin kontrolüne girmiştir. Kale Selçuklu döneminde de askerî ve idarî işlevlerini sürdürmüştür.
Anadolu’daki siyasî dengelerin değişmesiyle Niksar farklı beyliklerin hâkimiyetinde kalmış, Tacettinoğulları döneminde yeniden önemli bir yönetim merkezi olmuştur. Daha sonra Osmanlı topraklarına katılan kalenin askerî önemi zaman içerisinde azalmıştır.
Bununla birlikte kale bütünüyle terk edilmemiştir. Bazı bölümlerin gözetleme, depolama, barınma veya hapishane gibi amaçlarla kullanılmış olması mümkündür. Arkeolojik kazılarda Helenistik dönemden Osmanlı’nın son yıllarına kadar uzanan geniş bir zaman aralığına ait buluntuların ele geçmesi, kalede yaşamın ve kullanımın uzun süre devam ettiğini göstermektedir.
İç, orta ve dış surlar
Niksar Kalesi’nin en önemli mimari özelliklerinden biri, savunma sisteminin tek bir duvar hattından oluşmamasıdır. Kale iç, orta ve dış surlarla çevrelenmiş çok kademeli bir düzene sahiptir.
Dış sur hattı kalenin en geniş alanını çevreliyordu. Burada halkın yaşadığı bölümler, üretim alanları ve çeşitli hizmet yapıları bulunmuş olabilir. Orta surlar ikinci güvenlik kuşağını meydana getirirken iç kale en yüksek ve korunaklı bölümü oluşturuyordu.
Surların tümü günümüze aynı yükseklikte ulaşmamıştır. Savaşlar, depremler, yağış, don, bitki kökleri, toprak hareketleri ve taşların başka yapılarda kullanılması duvarların zarar görmesine yol açmıştır.
Bugün bazı bölümlerde yüksek burçlar ve kalın duvarlar görülürken bazı kısımlar yalnızca temel seviyesinde takip edilebilmektedir. Yakın dönemlerde gerçekleştirilen onarımlar da kalenin bugünkü görünümünü şekillendirmiştir.
İç kalenin dört terası
Niksar İç Kalesi, batıdan doğuya doğru yükselen dört ana teras üzerinde gelişmiştir. Arkeolojik çalışmalar özellikle en yüksek bölüm olan dördüncü terasta yoğunlaşmıştır.
Teraslı düzen, tepenin doğal eğiminden yararlanılmasını sağlamıştır. Yapılar düzleştirilen alanlar üzerine kurulmuş, farklı yükseklikler savunma kademesi olarak değerlendirilmiştir.
En yüksek terasın yönetim veya seçkin yaşam alanı olarak kullanılmış olabileceği düşünülmektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan özel biçimli yapı malzemeleri, burada sıradan konutlardan daha gösterişli bir yapının bulunmuş olabileceğine işaret etmektedir.
Ancak söz konusu yapı bütünüyle ortaya çıkarılmış ve bir kitabeyle tanımlanmış değildir. Bu nedenle kalede kesin olarak belirli bir Danişmendli hükümdarına ait saray bulunduğunu söylemek için yeterli kanıt henüz yoktur.
Burçlar
Niksar Kalesi’nin surları boyunca farklı büyüklüklerde burçlar yer almaktadır. Kareye ve dikdörtgene yakın planlı yüksek burçlar, günümüzde kale siluetinin en belirgin bölümlerini oluşturur.
Burçların sur duvarından dışarıya doğru taşması, savunmacıların duvar dibine yaklaşan saldırganları görebilmesine ve yandan müdahale edebilmesine imkân veriyordu. Burçların üst bölümleri gözetleme, ok atma ve savunma amacıyla kullanılıyordu.
Duvarlarda moloz taş, kesme taş, harç ve daha eski yapılardan alınmış devşirme malzemeler görülebilir. Farklı taş örgüleri, burçların aynı dönemde yapılmadığını ve defalarca onarıldığını göstermektedir.
Kale içerisindeki hamamlar
Kültür Portalı ve Niksar Belediyesi, kale içerisinde iki hamam kalıntısı bulunduğunu belirtmektedir.
Hamamların bulunması, kalenin yalnızca geçici askerî birliklerin kullandığı bir gözetleme noktası olmadığını gösterir. Hamamlar düzenli nüfusun yaşadığı şehirlerde temizlik, sosyal hayat ve sağlık uygulamalarının önemli parçalarıydı.
Hamamların kesin inşa dönemleri ve bütün mimari bölümleri kamuya açık kaynaklarda ayrıntılı biçimde açıklanmamıştır. Yapıların farklı dönemlerde onarım görmüş veya daha eski yapıların üzerine kurulmuş olması mümkündür.
Hamamların çalışabilmesi için su deposu, kanal, külhan ve ısıtma sisteminin bulunması gerekir. Bu durum kale içerisinde gelişmiş bir su ve altyapı düzeninin varlığına işaret eder.
Mescitler
Kale içerisinde iki mescit kalıntısından söz edilmektedir. Bu mescitler Türk hâkimiyeti döneminde kale içerisindeki askerlerin, yöneticilerin ve halkın ibadet ihtiyacını karşılamış olmalıdır.
Mescitlerin küçük ölçekte olması, mahalle veya askerî birlik kullanımına yönelik olduklarını düşündürebilir. Ancak hangi yapının Danişmendli, Selçuklu veya Osmanlı dönemine ait olduğu ayrıntılı mimari ve arkeolojik değerlendirmelerle belirlenmelidir.
Kilise
İç kalenin güney yamacında bulunan Bizans kilisesi, Niksar’ın Türk hâkimiyetinden önceki dinî yaşamına ait önemli kalıntılardan biridir. Yapının eğimli araziye uyumlu biçimde yerleştirildiği ve dikdörtgen planlı olduğu belirtilmektedir.
Kilise, kalenin yüzyıllar boyunca farklı dinî ve kültürel topluluklar tarafından kullanıldığını göstermektedir. Yapının sonraki dönemlerde dönüştürülmesi veya farklı amaçlarla kullanılması mümkündür; ancak bu kullanım evreleri kesin olarak bilinmemektedir.
Medrese
Niksar Kalesi’nin en önemli eğitim yapısı, iç kale surlarına bitişik Yağıbasan Medresesi’dir. Moloz taşla inşa edilen medrese, kapalı avlulu medrese planının Anadolu’daki erken örneklerinden biridir.
Medresenin kale duvarlarına yaslanması, mevcut savunma yapısının mimari plana dâhil edildiğini gösterir. Yapı, Niksar’ın Danişmendli döneminde bilim ve eğitim merkezi olarak gelişmesinin en güçlü kanıtlarından biridir.
Günümüzde medrese restore edilmiş ve farklı kültürel faaliyetlere uygun hâle getirilmiştir. Ancak mevcut koruyucu çatı ve çağdaş düzenlemeler yapının ilk inşa dönemine ait değildir.
Hapishane
Resmî tanıtımlarda kale içerisinde hapishane kalıntısının da bulunduğu belirtilmektedir.
Kalelerin güvenli ve kontrol edilebilir yapısı, bazı bölümlerin özellikle geç dönemlerde hapishane olarak kullanılmasına imkân sağlamıştır. Niksar Kalesi’ndeki hapishanenin ilk yapım tarihi, kapasitesi ve hangi dönemlerde kullanıldığı kesin olarak bilinmemektedir.
Hapishane işlevinin daha eski bir yapıya sonradan verilmiş olması mümkündür. Bu nedenle yapının doğrudan antik veya Danişmendli döneminde hapishane olarak inşa edildiği düşünülmemelidir.
Su kaynakları ve sarnıçlar
Kale tepesinde yaşayan nüfusun ve askerlerin su ihtiyacını karşılayabilmek için depolama sistemleri bulunması zorunluydu. Yağmur suları taş yüzeylerden ve çatılardan kanallar aracılığıyla sarnıçlara yönlendirilebilirdi.
Hamam kalıntılarının bulunması da kalede yalnızca içme suyu değil, düzenli kullanım için yeterli su sisteminin varlığını düşündürmektedir. Bununla birlikte kale içerisindeki bütün sarnıçların yerini, tarihini ve bağlantılarını gösteren ayrıntılı güncel bir teknik plan kamuya açık kaynaklarda bulunmamaktadır.
Yer altında veya yapıların yakınında görülen her boşluk sarnıç veya gizli geçit olarak değerlendirilmemelidir. Bazı bölümler doğal kaya oluşumu, depo veya yıkılmış yapı mekânı olabilir.
Niksar Kalesi kazıları
Niksar Kalesi’nde bilimsel arkeolojik kazılar 2015 yılında başlamış, 2016’da devam etmiş ve verilen aranın ardından 2021 yılında yeniden yürütülmüştür. Çalışmalar Tokat Müze Müdürlüğü başkanlığında, akademik ekiplerin katılımıyla gerçekleştirilmiştir.
Kazılarda farklı yapı katları, duvarlar, seramikler ve küçük buluntular ortaya çıkarılmıştır. 2021 yılı seramik araştırmalarında çeşitli kap tipleri değerlendirilmiş ve buluntuların kalenin Orta Çağ ile sonraki dönemlerdeki gündelik yaşamına ilişkin önemli bilgiler sunduğu belirtilmiştir.
Kazılarda ele geçen başlıca buluntu grupları arasında şunlar bulunmaktadır:
- Pişmiş toprak kap parçaları
- Sırlı ve sırsız seramikler
- Metal objeler
- Cam parçaları
- Kemik buluntular
- Taş eserler
- Farklı biçimlerde hazırlanmış tuğlalar
- Sırlı mimari parçalar
Bu buluntular, kalenin yalnızca askerî değil, uzun süreli konut ve yönetim alanı olarak da kullanıldığını desteklemektedir.
Olası yönetim veya saray yapısı
2021 kazılarında dikdörtgen, kare ve altıgen biçimlerde hazırlanmış özel tuğlalar ile sırlı mimari parçaların bulunması, iç kalenin en yüksek bölümünde önemli bir yapının bulunmuş olabileceği düşüncesini güçlendirmiştir.
Bu parçalar bir sarayda, yönetim binasında veya seçkin kişilerin kullandığı gösterişli bir yapıda kullanılmış olabilir. Ancak yapının planı ve bütün mimari özellikleri henüz tam olarak ortaya çıkarılmış değildir.
Dolayısıyla kalede önemli bir yönetim yapısının bulunmuş olabileceği söylenebilir; fakat belirli bir hükümdara ait kesinleşmiş saray tanımlaması yapılmamalıdır.
Anadolu’nun ikinci büyük kalesi iddiası
Niksar Kalesi, bazı belediye, haber ve tanıtım kaynaklarında Diyarbakır Kalesi’nden sonra Anadolu’nun ikinci büyük kalesi olarak anılmaktadır.
Bununla birlikte bu sıralamanın hangi ölçüte göre yapıldığı açık değildir. Surların toplam uzunluğu, çevrelediği alan, iç kale büyüklüğü veya günümüze ulaşan duvar miktarı gibi farklı ölçüler farklı sonuçlar verebilir.
Bu nedenle en doğru ifade şöyledir:
Niksar Kalesi, geniş yerleşim alanı, uzun sur hatları ve çok kademeli savunma sistemiyle Anadolu’nun büyük tarihî kalelerinden biridir. Yerel ve kurumsal tanıtımlarda Anadolu’nun ikinci büyük kalesi olarak da anılmaktadır.
Restorasyonlar ve onarımlar
Niksar Kalesi’nin surları tarih boyunca birçok kez onarılmıştır. Günümüzde ayakta görülen bazı yüksek duvarlar, tarihî temel ve duvar hatları üzerinde gerçekleştirilen yakın dönem tamamlamalarını içerebilir.
Restorasyon çalışmalarında amaç çökmek üzere olan bölümleri güçlendirmek, sur çizgisini korumak ve ziyaretçi güvenliğini sağlamaktır. Bununla birlikte arkeolojik veriler tamamlanmadan yapılan aşırı yükseltmeler, yapının özgün dönemlerini birbirine karıştırabilir.
Kale duvarlarında taş rengi, harç dokusu ve duvar örgüsündeki farklılıklar, tarihî bölümlerle yeni onarımların ayırt edilmesine yardımcı olabilir.
Niksar Kalesi’nde ziyaret
Niksar Kalesi açık tarihî alan ve seyir noktası olarak ziyaret edilebilmektedir. Ancak alan geniş, eğimli ve yer yer düzensizdir. Bazı bölümlerde sağlam yürüyüş yolu veya korkuluk bulunmayabilir.
Ziyaret sırasında:
- Kaymayan ve rahat ayakkabı kullanılmalıdır.
- Sur kenarlarına fazla yaklaşılmamalıdır.
- Gevşek taşlara dikkat edilmelidir.
- Kazı alanlarına girilmemelidir.
- Tarihî duvarların üzerine çıkılmamalıdır.
- Yüzeyde görülen seramik ve taş parçaları alınmamalıdır.
- Çocuklar yüksek alanlarda gözetim altında tutulmalıdır.
Kalenin bütün bölümleri bakım, kazı, restorasyon veya hava şartları nedeniyle her zaman açık olmayabilir. Sabit giriş ücreti, Müzekart veya düzenli ziyaret saati hakkında güncel ve doğrulanmış bir resmî bilgi bulunmadığından ziyaret öncesinde Niksar Belediyesi veya ilgili yerel kurumlardan bilgi alınması yararlı olacaktır.
Niksar Kalesi neden önemlidir?
Niksar Kalesi’nin önemi, çok sayıda tarihî dönemi aynı alanda bir araya getirmesinden kaynaklanmaktadır.
Pontus Krallığı dönemindeki Kaberia akropolü, kalenin antik çağdaki stratejik önemini gösterir. Roma döneminde geliştirilen çok kademeli sur sistemi, savunma mimarisinin ilerleyen evresini temsil eder. Bizans kilisesi, Türk hâkimiyetinden önceki dinî yaşamın izlerini taşır.
Danişmendliler döneminde Niksar’ın başkent ve yönetim merkezi hâline gelmesi, kaleyi Anadolu Türk tarihi açısından özel bir konuma yerleştirir. Yağıbasan Medresesi ise askerî gücün yanında eğitim ve bilim faaliyetlerinin de geliştiğini göstermektedir.
Hamam, mescit, kilise, medrese ve hapishane kalıntıları, kalenin yalnızca savaş zamanlarında kullanılan bir tahkimat olmadığını; içerisinde günlük yaşamın sürdüğü bir şehir alanı olduğunu ortaya koyar.
Bilimsel kazılar, kalenin henüz bütün sırlarını ortaya çıkarmadığını göstermektedir. Yeni araştırmalar, yönetim yapıları, yerleşim düzeni, su sistemi ve farklı dönemlere ait mimari kalıntılar hakkında daha ayrıntılı bilgiler sağlayabilir.
Niksar Kalesi bugün hem arkeolojik değeri hem de Niksar Ovası’na hâkim manzarasıyla Tokat’ın en önemli tarihî alanlarından biridir.